Soru:İslam’a göre aile reisi erkek midir? Bunu erkeklerin kadınlardan üstün olduğu şeklinde yorumlayabilir miyiz?

Gülşah'ın Dünyası

large (28)

Merhaba Arkadaşlar çok eski tarihlere dayanan sürekli tartışmaya açık olan konu kadın ve erkek eşitliği…bu konular da sürekli sözler paylaşılıyor,tartışmalar çıkıyor ve böyle de devam edecek muhtemelen.Yasal olarak kadın ve erkek eşittir.Hadislere bakacak olursak dinen de öyle.Ama şu var ki;kadın ve erkek farklı yaradılışlar da oldukları için her ikisine de dünya da farklı sorumluluklar verilmiş doğal olarak.Ve erkeğin yaradılışı’nın kadının üzerinde bir hakimiyetinin olduğu da reddilemez.Ey güzel Rabbim herşeyi ne güzel bir hiza da yaratmış herşeyi ne güzel bir dengeye sokmuş.Bizim için çok yararlı olduğunu düşündüğüm bu yazıları okumanızı tavsiye ederim.Tabi ki buradakilere bağlı kalmamak lazım.Mutlaka araştırmanızı yaparsınız ama ben iki kaynaktan biraz bilgiler topladım,biraraya getirdim ve paylaşıyorum buyrunuz efem…Kadınlara şiddet,eziyet gerek psikolojik gerekse bedenen kesinlikle kabul edilemez ama erkeklerin de varlıklarının değerini bilmek gerekir bence.

Allah onların da varlığını başımızdan eksik etmesin.

Yazıyı dikkatlice okuyun derim…

View original post 1.127 kelime daha

Stres Kontrolü

Gülşah'ın Dünyası

stres

Stres, bireyin adaptasyon yeteneğine göre karşılaştığı zorluğa karşı verdiği tepkidir. Göreceli bir kavramdır çünkü biri için stres kaynağı olan bir olay, diğer bir başkası için olmayabilir. Ne yazık ki stres içinde yaşamak günümüz koşullarının kaçınılmaz bir parçasıdır. Ancak kişi bununla başa çıkmayı öğrenebilir hatta iyi yönde kullanabilir. Çünkü iki tür stres vardır. Bunlardan Olumlu Stres iyi sonuçlar çıkartabilir. Bir hedefe ulaşırken bireyin karşılaştığı zorluklara karşı dayanma gücü ve enerji verir. Bu arada bizim düşünce yapımıza uymayan her olay ve kişiden olumsuz etkilenmek doğru değildir. “Her işte hayır vardır” ve Mevlana’nın “Ne olursan ol gel” bilgeliğiyle negatif gibi görünen olay ve kişileri de kapsayıcı olmak ve sevgi enerjisiyle onları dönüştürmek, gereksiz stres oluşumunu önleyecektir. Ve görülecektir ki, bizim mantığımıza göre negatif görünen bir çok olaydan, bizim işimize yarayan kazanımlar çıkacaktır. Bu kazanımları sadece farkındalıkla görmek mümkündür. Kişi kendinin ve yaşam yasalarının farkında değilse, bırakalım negatif görünen fırsatları yakalamayı, bariz pozitif fırsatları…

View original post 572 kelime daha

Ramazan ayı ve göz , kulak , dil , bel

Ramazanda açık tutulması gereken dört unsuru önceki bir yazımızda saymıştık. Bir de kapalı tutulması gereken dört unsur var…

1. Göz kapalı: Harama, olumsuzluğa ve çirkinliğe dönüp bakmazlar, kötü söz, gıybet, küfür, çekiştirme yapmazlardı…

Olumsuzları görmeyecek, duymayacak şekilde kendilerini kontrol ederlerdi. Yani orucu sadece mideleriyle değil, gözleri ve kulaklarıyla da tutarlardı.

2. Kulak kapalı: Çekiştirme, gıybet, yalan gibi haram kelam dinlemez, yalnızca zikre, fikre, şükre kulak verirlerdi…

Özellikle ramazanlarda mukabeleye gidilir, yetkin hafızlardan Kur’an-ı Kerim dinlenerek kulakların pası giderilirdi.

3. Dil kapalı: Gıybet konuşmazlar, kimseyi çekiştirmezler, yalan söylemezler, bir bakıma dilleriyle de oruç tutarlardı.

4. Kemeri kapalı: Namahreme bakmazlar, harama yönelmezlerdi. 

Osmanlı asırlarında din bilinçli yaşanır, oruç bilinçli tutulurdu. Orucun “hikmet” cihetine de bakılır, “tefekkür” boyutu asla ihmal edilmezdi.

Osmanlı insanı işte bu yapısıyla dünya örneği, dünya önderi bir devleti hak etmişti; Allah da o devleti o ümmete ikram etti, ihsan etti.

Ne zaman ki, “Batı’yı taklit” hastalığına duçar oldular, üstün vasıfları çözülüp çökmeye başladı. Üstün vasıfları çözülüp çökünce muazzam imparatorluk da ellerinden çıktı…

Tabii bütün bunlar ailede öğrenilirdi. 

Osmanlı aile yapısını inceleyen İsveçli Aile Hukuku Profesörü Gaston Jezzşunları yazıyor:Ben Batılı bir âile hukuku profesörü olarak diyorum ki; Türk milletinin elinden âile nizâmını alınız, geriye hiçbir şey kalmaz.” 

O nizamın temel unsurlarını ise şöyle özetliyor: “Osmanlı aile hayatındaki güzellik, nezâhet ve samimiyet zannetmiyorum ki, başka bir yerde olsun. 

“Osmanlı’daki İslâmî hayat, huzurlu bir hayatın zirve noktasıdır. Birbirine sevgi-saygı ile bağlıdırlar. 

“Toplumsal yapı edebiyatla süslenmiştir. Hayat şiir gibi yaşanmaktadır. Bütün bunları ailede öğreniyorlar.” 

Osmanlı insanının en belirgin özelliği, tüm uzuv ve kabiliyetiyle “dindar” oluşuydu.

Dindardı, ama inancını baskı aracı yapmaz, hiç kimseye dayatmazdı. 

Bundan dolayı farklı inanç sahipleri arasında sürtüşme-çekişme yaşanmazdı. Herkes bir birine saygı gösterir, “insan”lık ortak paydasında buluşurlardı.

Kırk bine yakın vakıf ve sayısız hayır eseri hep bu dindarane hayatın ürünüdür.

O kadar ki, hayır eserlerini insanla sınırlamamış, hayvanlara ve bitkilere yaymıştır. Hatta hayır yapmakta, kuşlara hastane kuracak kadar ileri gitmiştir.

Comte de Marsigli şöyle diyor: “Türkler, malî imkânlara sahip oldukları zaman camiler, çeşmeler, köprüler ve ‘han’ denilen misâfirhâneler yaptırmayı itiyat edinmişlerdir(alışkanlık haline getirmişlerdir). Bunların masraflarının te’mîni için de vakıflar tesîs ederler. Ayrıca, neslin tahsîli için büyük şehirlerde medrese ve mektepler yaptırırlar. Buralarda başta dînî ilimler olmak üzere, birçok ilim öğrenilir.”

M. de Thevenot şunları ekliyor: “Osmanlılar, çok dindar, insâniyetli, şefkat ve merhamet sahibidirler. Gönülleri dîn gayreti ile doludur…

“Onlar, birbirleriyle vuruşup dövüşme bilmezler! Dolayısıyla birbirine meydan okuyanlar azdır.”

Son söz: Büyük devlet olmanın yolu, büyük millet olmaktan geçiyor.

Alıntıdır.